YÜZLEŞME
İçeriye adımımı atıp kapıyı kapattıktan sonra
duraksamadan sert bir şekilde sırtını duvara yasladım. Nefesi nefesime
karışırken loş ışıklı otel odasında, ela gözlerinde kayboluyordum. Muhteşem
parfüm kokusuna karışmış ter kokusuyla baştan çıkartıcıydı benim için. Sarı
saçlarında ellerimi gezdirirken bir elimi de beline attım. Arzulu bir şekilde
ellerini dağınık saçlarımda gezdirmeye başladı. İçimdeki şehvet dalgası
büyürken, delicesine tatmak istediğim dudaklarına kaydı gözlerim.
‘’Daha 10 dakikadır tanışmamızı varsayarak,
bir soru yöneltebilir miyim size bayan?’’
Nefesi
tenimi yakarken alt dudağımı dişlerinin arasına sıkıştırıp kendine çekti.
Vücuduma yayılan hazzın tarifi mümkün değildi.
‘’Buyurun bayım.’’
Dudaklarımdan uzaklaşarak cevap verdi soruma.
Aklım uçacak gibiydi. Görüp görebileceğim en arzulu ve güzel kadınla
birlikteydim. Tenine yazılmayı bekleyen bir öykü vardı parmaklarımda.
Aklımdaki soruyu bir kenara koyup tutkunun ev
ateş vari şekliye öpmeye başladım karşımdaki meleği. Üzerimdeki tişörtü bir
çırpıda çıkarıp dudaklarının tadına bakmaya devam ettim. Kapana kısılıydı.
Arkasında duvar, önünde ise kendisini her şeyden çok arzulayan bir beyefendi
vardı. Dudaklarımdan kurtulup gülümsedi. Kulağıma yaklaşarak fısıldadı. Sesi en
az kendisi kadar şehvet doluydu. ‘’Seni istiyorum’’
Gözlerindeki parlaklığı görünce
dayanamayacağımı anladım. Elimden tutarak, ilk defa girdiğim bu otel odasında
çift kişilik yatağın olduğu odaya çekti beni. Dudaklarıma küçük bir öpücük
kondurarak göğsümden iterek yatağa düşürdü beni. Üzerinde ki paltoyu
çıkartırken, şeytana taş çıkartacak şekilde gözüküyordu. Önce omuzlarına çekti
paltosunu, sonra yavaşça karşımda düğmelerin hepsini teker teker açtı. Zaman benim
için şehvetin kendisi olmuştu. Eğilip dizlerindeki düğmeyi de çözünce doğruldu
ve omuzlarındaki paltoyu tutmayı bıraktı. Saliseler saatlere dönüşüp vücudunun
her hattını inceleme fırsatını yakalamıştım. Siyah dantelli jartiyeri ile,
eşsiz bir güzelliğe sahipti.
Adımları, içimdeki alevi daha da körüklerken
yatağa geldi. Kucağıma oturarak dudaklarıma yaklaştı.
‘’Bu oyun için yanlış kişiyi seçtiniz bayım’’
Dediğiyle bardaktaki su dolup taşmıştı. Başım
onun nefesiyle dönerken bir hamlede üstüne çıktım. Kendini bana doğru
bastırırken, ellerim karnından yavaşça göğüslerine doğru yol almıştı.
Avuçlarımı dolduran dolgunlukla kendimden geçiyordum sanki. Sıra bendeyi
sanırım. Ayağa kalkarak pantolonumu ve iç çamaşırımı çıkardım. İşaret parmağı
ağzında, aklından delice şeyler geçer gibi gülümsüyordu. Yatağa tekrar uzanıp,
dudaklarını kopartırcasına öpmeye başladım. Elleri sırtımda gezinirken,
dünyadan tamamen soyutlanmıştım. Altımdan kurtuldu ve uzaklaştı benden.
‘’Gözlerini kapat’’ dedi baştan çıkartıcı şekilde. Sırt üstü uzanırken gözlerim
kapalı halde idi. Tenini hissetim sonrasında. Çırılçıplak halde kucağıma
oturdu. ‘’Ben aç diyene kadar kapalı tut.’’ İçimdeki alev sönmeyecek hale
gelirken, ellerimi beline yerleştirdim. Kucağımda yavaşça zıplamaya başlarken,
sesi beni delirtiyordu.
O parşömendi, ben ise mürekkebi kan olan bir
kalemdim. Daha çok yazmak istiyordum öykümü tenine. Kanım aktıkça öykü daha da
güzelleşiyordu. Bedeninde kan kırmızısıyla, şehvetin en kirli haliyle..
Bağırışları boş otel odasını doldururken,
ellerim göğüslerindeydi. Gözlerim hala kapalıydı fakat her şeyi görebiliyordum,
hissedebiliyordum. İçinde olduğum andan beri, En güzel rüyayı yaşıyordum. Sonra
birden üzerimden kalktı. Anın güzelliği içinde sarhoş olmuş haldeyken,
‘’Gözlerini açma’’ diye seslendi. Nefes alış verişlerimi düzene sokmaya
çalışırken, birkaç ses geldi kulağıma. Sırt üstü uzanmış haldeyken bekliyordum.
‘’Uyanma vakti bayım.’’ Olduğum yerde doğrularak gözlerimi açtım. Vücudum ter
içindeyken yorulmuş haldeydim. Gözlerimi odada gezdirince onu göremedim. Gözlerimin
önüne düşen siyah saçlarımı parmaklarımla yana doğru tararken, hala kucağımda
kıvrılan yılanın etkisindeydim.
Gıcırdayan tahta zeminden ayak sesleri
gelirken, bakışlarımı kapıya doğru çevirdim. Elleri arkasında, çıplak vücudunun
üstüne giydiği paltosuyla yatağın karşısındaki koltuğa oturdu. Arkasında
tuttuğu ellerini bana doğrulttu, loş ışıkta parlayan silahıyla birlikte.
‘’Tek kelime ederseniz sizi vurmak durumunda
kalırım bayım.’’
Ellerimi havaya kaldırarak bağırdım, ‘’Şaka
fala…’’
Bir ışık patladı gözlerimin önünde, devamında
kulak zarımı yırtacak kadar yüksek desibelde bir ses yankılandı. Duvarlara
çarpıp tekrar kulaklarımdan beynime doğru yol aldı.
Az önce şehvetle yanıp tutuşan bedenim şimdi
acı ile kıvranmaya başlamıştı. Yüksek sesle bağırırken, sağ bacağımı
sıkıyordum. Diz kapağımın biraz üstüne isabet etmişti mermi. Acı, kanıma
karışıp damarlarımdan tüm vücuduma yayılırken, dehşete kapılmıştım. Anlam
vermeye çalışıyordum fakat imkanı yoktu. Bacağımdan oluk oluk kan akarken
karşımdaki kadına baktım. Ciddi bir maske takınmış beni izliyordu, ifadesiz
fakat iğrenir gibi gözüken yüzüyle.
‘’Ben
konuşmana izin vererek susmaya devam edeceksiniz bayım. Yoksa…’’ Elindeki
silahı havaya kaldırıp çevirdi. Silahı kucağına koyarak, paltosunun cebinden
sigarasını ve kibritini çıkarttı. Usulca yaktı sigarasını. Tam bir fahişe
edasıyla dumanı ciğerlerine çekti ve, dudaklarının arasından halka şekliye
çıkarttı. Düşüncelerimi okumuş gibi ‘’Oradan fahişeye mi benziyorum yoksa?’’
dedi.
Konuşmayacaktım. Her ne kadar lanet etsem de
içimde bulunduğum duruma, konuşmayacaktım yine de.
‘’Cevap vermen için 30 saniyen olacak. Yanıma
neden geldin?’’
Hasta ruhlu fahişe. Daha az önce kucağımda
zıplarken şimdi silah doğrultmuştu bana. 1 saat önce ise tanışmıştık. Kendisi
istemişti beni. Kendisi istemişti otele çıkmayı. Şimdi ise bacağımdan kanlar
akarken bu ruh hastasına açıklama yapmak zorundaydım.
‘’18,17,16.. Vaktiniz doluyor bayım.
‘’Bilmiyorum ben geldim işte öylesine. Nereden
bilecektim lanet bir ruh hastası olacağını. Yanına geldim ve benimle eğlendin.
Sebebi yok. Anladın mı sebebi yok.’’
Ne dediğimi anlamadan konuşmuştum. Sanki
sadece kelimelerin ağzımdan çıkması için öylesine bir cümleydi. İçimde yanan
ateş sönmüş, yerine akmayı bekleyen bir gözyaşı seli vardı. Bacağıma iki elimle
baskı uygularken aklımdan binlerce düşünce geçiyordu. ‘’Neden ben’’ diye sordum
kendime. Ne yaptım da bu haldeydim. Onca insan varken neden ben?
Kartpostaldan farkımız yoktu aslında. Kim
olduğu bilinmeyen, gri paltolu bir kadın. Bir elinde tuttuğu tabancası, diğer
elinde sigarası ile kanepede bacak bacak üstüne atmış oturuyordu. Kanlı yatakta
kıvranan çıplak bir adam. Gözlerindeki ifade sanki korkar gibi. Günahlarından
pişman gibi, yaşamak ister gibi. Loş ışıkta dans eden sigara dumanı ile
mükemmel bir duvar resmi olmaya hazırdık…
Hafifçe öksürdü karşımda ki kadın. ‘’Bana bak.’’
Ona doğru baktım nefretle. Silahı oturduğu
koltuğa bırakarak ayağa kalktı. Paltosunu
üzerinden
çıkarttı ve çırılçıplak bedeniyle tekrar oturdu. ‘’Sorun olmazsa çıplak oturmak
istiyorum bayım. Biraz sıcak oldu da.’’ Son cümlesini gülerek söylemişti.
İçimden küfür yağdırırken, psikopat bir kadının karşısında ne yapacağımı
düşünüyordum. Silahı vardı ve yaralıydım. Kahrolsun, bu karanlık sokağa hiç
girmemeliydim.
‘’Tokat attığın kadın kimdi?’’
Siktir. Nereden görmüştü? İşler iyice
karışmaya başlarken bacağımı hissetmeyecek durumdaydım neredeyse. Çok fazla kan
akmıştı ve şimdi sorduğu soruyla bir mermi daha yemiştim sanki. Kimdi bu kadın?
Ne istiyordu benden? Az önce arzuladığım bedene şimdi nefretle bakıyordum.
Beynime kan sıçrarken bakışlarımı gözlerine sabitleyip konuştum, ‘’Kimsin
sen?’’
Görüşümü boğan bir ışık patlaması. Zamanı
delip geçen, havada uçuşan molekülleri darmadağın eden bir mermi. Ağır çekimdeymiş gibi görüyordum
mermiyi. Canı cehenneme. Hızla arkamdaki duvarı delip geçen mermiyle, bacağımı
bırakıp kulaklarımı tıkadım ellerimle. Hızla solurken, çatık kaşlarımla ona
bakıyordum. Defalarca öldürebilirdim onu. Defalarca ve defalarca…
‘’Soruma cevap ver.’’
Belki de kabullenmeliydim. Kan kokan bir otel
odasında verecektim son nefesimi. Uzatmanın ne manası vardı ki? Bir umutla konuşmak
istedim. Tek kelimelik cevabımın içinde, 1 saat geriye giderken hala
anlamsızlık içinde bulanıyordum. Hiç tanışmamalıydım belki de. Yada hiç
kızmamalıydım…
Ne
düşündüğünü biliyordum. Neden diğerleri gibi sadece mutluluk rolü yapmadığımızı
düşünüyordu. Yanımda yürüyen karıma baktım. Üzerine giydiği kazağı ve kot
pantolonuyla güzel duruyordu. Yüzü insanı etkileyecek kadar güzeldi. Karnında ki
şişkinliğin sebebi olan 5 aylık çocuğumuzun bunda büyük rolü vardı. Gecenin bir vaktinde sokaklara
düşmüştü yine benim için. Arkadaşlarımla oturduğum mekandan kalkıp yanına
gelmiştim. Hasta ediyordu beni. Kendini ne zannediyordu da bana sınır koymaya
çalışıyordu? Ne hakla bana karışabiliyordu. Kocasıydım ben onun. Ne dersem onu
yapmak zorundaydı.
Sinirlerim iyice gerilince olduğum yerde
durdum. Yürümeye devam ediyordu ki kolundan sertçe tutup durdurdum. Boş bir
caddeydi. Ara sokaklara çıkan bir sürü yollar vardı. Ve biz sokak lambasının
altındaydık. Gözlerini okumaya çalışıyordum. Endişeli bir hali vardı. Benim
için endişelenmişti. Bir anlamı yoktu fakat. Ne hissettiğinin bir önemi yoktu.
Kolunu biraz daha sert sıkarken konuşmaya
başladım. ‘’Ne zannediyorsun kendini sen Sude? Bir daha sakın evden dışarı
çıkayım deme, seni gebertirim yoksa. Anlıyor musun geri zekalı?’’
Gözleri dolmuştu saniyeler içinde. Sinirimi
daha da çok bozuyordu bu hali.
‘’Lütfen böyle konuşma. Üzülüyorum senin için.
Endişeleniyorum. Sadece biraz mutluluk istiyorum senden. Sadece evde kalıp
benimle ilgilenmeni istiyorum. Neden çok görüyorsun bunu bize?’’
Ellerini karnında gezdirirken bana baktı.
Burnumdan solurken tereddüt etmeden hızlıca bir tokat attım. ‘’Hesap mı soruyorsun
sen bana kadın?’’ Sinirle elimi saçlarımda gezdirerek etrafımda döndüm. Gitmem
gerekiyordu yoksa onu da, karnındakini de fena halde üzecektim. Gördüğüm ilk
sokağa doğru ilerlerken arkamdan seslendi, ‘’Kaya dur lütfen.’’ Arkama dönüp
bakmadım bile. Kimse hesap soramazdı bana. Umursamadım ve devam ettim karanlığa
doğru.
Ellerim
kan içinde kalmış haldeyken bir kahkaha koy verdim karanlıkta. Anlamsız
gözlerle baktı karşımdaki kadın. ‘’O benim karım.’’
Kaşlarını kaldırarak baktı bu seferde.
Şaşırmış gibiydi. Elini havaya kaldırarak kızar gibi yaptı. ‘’Aldatmak kötü bir
şey bayım. Neden karınızı aldattınız?’’
‘’Ne dememi bekliyorsun. Beni vuran bir
fahişeyle sohbet etmemi mi?’’
Gerçekten aklımın durduğunu hissediyordum. Bir
otel odasında, hiç tanımadığım bir kadın beni vuruyordu. Peki bunun sebebi
neydi? Kendi eğlencesi için mi, yoksa geçmişe dair bir yaranın kanamasından
dolayı mı? Ne önemi vardı ki… Son nefesimi birazdan vereceğimi biliyordum.
Karşımda oturan siktiğimin ruh hastası kadının beni vuracağını biliyordum. Ve
hisseder gibi oldum. Pişmanlığı…
‘’Her şeyin bir sebebi vardır Kaya.’’
Adımı biliyordu. Umurumda değildi ne bildiği.
Sadece üzerimde zevkten çığlık atıp sonrasında beni vurduğunu biliyordum.
Sessizliğimi koruyarak yüzüne bakmaya devam ettim.
Silahı koltuğun yanındaki masaya koyarak
ellerini vücudunda gezdirmeye başladı.
‘’Biliyor musun, senin için dayanılmaz
olduğumun farkındayım.’’ Ve eli yavaşça göğüslerinden aşağıya doğru kaydı.
Şehvet dolu sesi odayı doldururken, kafayı sıyırmak üzereydim. Bir şeyler
yapmam lazımdı. Etrafa bakındım. Pencereden atlayabilirdim aslında. Eskiydi,
kolay kırılırdı. Fakat bacağımın durumu git gide kötüleşiyordu. Vakit geçirmeden
ayağa kalktım. Ne olacağını umursamadan pantolonumu giydim yavaşça. Üzerime de
tişörtümü geçirip kapıya yürüdüm. Dönüp arkama baktığımda, bana bakıyordu.
Hiçbir şey olmamış gibi duruyordu öylece. Ağır gelmeye başlamıştı artık
olanlar. Bir şeylerin koptuğunu hissettim içimden. Bacağımın acısını bastıran
bir acı oluşmaya başlamıştı nefsimde. Ellerimi saçlarıma gömerek olduğum yerde
durdum. Sırtımı duvara yaslayarak yere çöküverdim. Bacağımdan akan oluk oluk
kana, gözyaşlarımda eklenmeye hazırdı sanki. Gözlerimi kapatarak karanlığa
hapsettim kendimi. Gerçek olmaması için dua ettim. Anlamıyordum çünkü. Olup
bitenlerin hiç birini anlayamıyordum ve canım yanıyordu.
Boğazıma takılan yumruyu yutamıyordum. Kızaran
suratımla nefesimi tutuyordum. Ve sonrasında bıraktım kendimi boşluğa. İlk
gözyaşım, diğerlerinin habercisiydi. Ve hıçkırıklarım odanın içinde
yankılanmaya başlamıştı…
Ağlıyordum.
Anlamsızlığıma, neler hissettiğime ve neler hissettirdiğime ağlıyordum.
Ağlıyordum.
Aynı çocukluğumda ki gibi. Babam annemi döverken salonun bir köşesinde
ağladığım gibi.
Ağlıyordum.
Babama dair son hatıramda ki gibi. Annemi bir başkası için terk ettiği gün,
sonbaharın soğuk yağmuru altında ağladığım gibi.
Ağlıyordum. Bir kere dahi babama sarılamadığım için. Hep kalbimin bir
köşesi buruk kaldığı için. Hep sevenlerimin kalbini kırdığım için.
Ağlıyordum.
Ölümü hissettiğim için. Değişmek için vaktim kalmadığı için.
Zordu. Bilinçaltımla savaşırken, karakterimi
karşıma alıp birkaç elde benim ateş etmem gerekiyordu kendime. Babam her gün
annemi hırpalarken, siktiğim bilinç altımda erkeğin böyle olması kazındı. Kadın
erkek için yaratılmıştı. Ve şimdi bir parmak ötesindeydi ölümüm. Bir kadının
parmağında, parıldayan silahın tetiğinde. Üstünlük yoktu. Belki de Sude’ye iyi davransaydım, ona biraz
değer verseydim, şu an burada olmayacaktım. Bu karanlık sokağın, kan kokan otel
odasında…
Zordu yılların getirdiği öğretileri atıp
silmek. Aklındaki düşünceleri doğrularıyla değiştirmek. Fakat başka yolu da
yoktu. Gözlerim yaşlı halde kafamı kaldırıp ona baktım. Hüzünlenmiş gibiydi.
Yada daha çok acıyor gibi bakıyordu bana. Gözlerinde ki ifade derindi. Ela
gözleri konuşmak ister gibiydi. Ayağa kalktı. Paltosunu giydi yavaşça. Silahın
şarjörünü çıkartıp paltonun cebine koydu. Bana doğru yürüdü. Bir çocuk gibi
aşağıdan bakıyordum ona. Düşünemeyecek kadar yorulmuştum artık. Yere çömeldi ve
kollarını açtı. Tereddüt etmeden sarıldım. Ne kaybederdim ki artık? Neyim vardı
ki. Sadece bacağımın içinde sıkışıp kalan, beni aşırı kan kaybından dolayı
ölüme sürükleyen bir mermi vardı. Ve beni bekleyen Sude’m.
Yeterince sarıldığına kanaat getirince omuzlarımdan tutarak
yana doğru sürükledi beni. Ve kapıyı açıp çıktı. Tek kelime dahi etmeden. Bu
kadar mıydı yani? Bunun için miydi her şey?
Tişörtümden bir parça yırtıp bacağımı sardım
sıkıca. Sendeleyerek ayağa kalkıp kapı koluna uzandım. Eve gitmek istiyordum.
Her şeyi bir kenara bırakıp Sude’ye
sarılmak istiyordum. Hiç bu kadar burun buruna gelmemiştim ölümle. Bir kadına
bu kadar muhtaç kalmamıştım hiç. Eğer babam anneme öyle davranmasaydı, belki de
bunların hiçbiri yaşanmazdı.
Uzun koridora çıkıp merdivenlere doğru
yürümeye başladım. Koridorun sonunda bir adam vardı. Ne halta bakıyordu bana
anlamıyordum. Başına örttüğü kapüşonuyla yüzünü seçemiyordum. Yaralıydım be
adam işte! Yanından geçip giderken istifini hiç bozmadan bakmaya devam etti.
Merdivenleri inmeye çalışırken bayılacak gibi hissediyordum. Birden telefonum
çalmaya başladı. Küfür edip cebimden çıkardım. Daha önce görmediğim bir
numaraydı. Açmak istedim sadece. Yeşil tuşa basarak kulağıma götürdüm. Ve
yıllardan beri unutmadığım bir sesi duydum…
‘’Hastaneye gitmelisin’’
Babamın sesiydi bu. Anlamıyordum. Yıllardan
beri ortada yoktu bu adam. Bizi siktir edip gitmişti. Ve şimdi bir fahişe
tarafından vurulmuş haldeyken, beni arayıp hastaneye gitmemi söylüyordu. Ne bok
dönüyordu burada?
‘’Bacağının durumu iyi değil. Çok kan
kaybetmiş olmalısın. Kapının önündeki taksiye bin sadece.’’
Sanırım şoka girmiştim. Ne hareket edebiliyor,
ne de konuşabiliyordum. Sadece dudaklarımın düz çizgi olmasına rağmen, kahkaha
sesimi işitiyordum. Beynimin içinde yankılanıyordu anılarımın bende bıraktığı
izler ve komikti. Fahişe komikti. Babamın sesi gülünçtü. Belki de rüyadayımdır
şu an. Saat 7.45 te çalan alarmla, kendi evimde, kendi yatak odamda, kendi
karımın yanında uyanacaktım. Evet kesinlikle rüyada olmam gerekiyordu. Sadece
kötü bir kabustu. Evet kabus görüyordum. Kendimi buna inandırmaya çalışırken
gerçekten zorlanıyordum. Birazdan rüyadan uyanacağım konusunda kararsızdım
fakat rüyaya dalacağıma emindim. Gözlerimin önünde yavaşça uçuşmaya başlıyordu
çünkü siyah noktalar.
Bir merdiven daha inmek için bacağımı yavaşça
aşağıya atarken, belimden tutup bana destek olan bir el hissettim. Lütfen olmasın. Sakin adımlarla
merdivenleri indirdi bana. Acele etmeden. Konuşmadan ve bakmadan. İnanmak
istemiyordum. Böyle bir şey olsun istemiyordum. Çıkış kapısına kadar birlikte
gittik. Son bahar gecelerinden biriydi. Turuncu yapraklar, rüzgarın sırtına
binmiş gezintiye çıkmıştı. Soğuk, karanlığa karışıp, tarifi mümkün olmayan bir
şekilde kendini hissettirebiliyordu. Isınmaya ihtiyacım vardı…
Birden sarılı verdim babama. Nedensizce
sarıldım. Özlem ve nefretle karıştırılmış, ısınmak için olan fakat gayet soğuk
bir sarılmaydı bu. Yıllar önce karakterimi değiştiren adama sarılıyordum. Bizi
terk edip giden, yüz üstü bırakan adama sarılıyordum. Yeniden hissetmeye
başlamıştım sanki. Bacağımın acısını unutur gibi olmuştum biraz. Fakat merakım
can yakar olmuştu. Sordum, ‘’Ne işin var burada?’’ diye.
Yüzüme bakmadan konuştu, ‘’Defne’yi
bekliyordum.’’ Taksinin arkasındaki arabayı işaret etti eliyle. Bakınca az önce
ki kadını gördüm. Beni bu halde bırakıp giden fahişeyi gördüm.
Anlamamıştım. Adını nereden biliyordu ve
nereden tanıyordu? Buraya ne için gelmişti? Benim için gelmediyse ne diye bana
yardım ediyordu bu adam?
Sinirle onu iterek, 10 metre ileride duran
taksiye doğru yürümeye başladım. Bacağımı tutarak yürüyordum. Arkamdan seslendi
nedense. Kapatamadı çenesini, ‘’Defne benim kızım.’’
Durdum ve arkamı döndüm. Kendi kızı beni neden
vurmuştu? Sorumdan bir haber fakat cevabı bilerek konuştu.
‘’Anlaman için gerekliydi bu Kaya. Bana
dönüşmemen bunu yapmam gerekiyordu.’’
Dalga geçerek alkışladım babamı. Kendi kızına
benimle ilişkiye girmesini ve sonrasında vurmasını söylemişti herhalde. Hala
kadınlar onun için aşağılık varlıklardı. Tahminimce bizi terk ettiği kadından
olan kızıydı bu. Ve bunları yaptırabiliyordu ona. Belki de haklıydı. Onun gibi
bir adam olmamam için gerekliydi bu. Fakat inanmıyordum ona. Yıllar sonra beni
düşünmesi anlamsızdı. Birden gelip ortaya çıkıvermesi anlamsızdı.
Taksiye binmeden önce son bir şey demek için gözlerine
baktım. Belki diyeceğimi umursamayacaktı, yine de vazgeçmedim. ‘’Kızın profesyonel bir fahişe baba.’’
Ardımda onlarca cevapsız soru bırakarak atladım taksiye.
Evimin adresini verdim. Hastaneye gitmek için zorladı fakat artık delirme
noktasına geldiğim içi fazla bir şey demedi. Gözlerimden okunuyordu çünkü
içimdeki tufanın büyüklüğü. Eve gidip bir an önce karıma sarılmak, her şeyi
silip yeniden bir başlangıç yapmak istiyordum. Başı boşluğu bir kenara bırakıp
sadece ‘’biz’’le ilgilenmek
istiyordum. Aklımı kemirecek soruları Sude’yle
unutmak istiyordum.
Taksinin içinden dışarıyı izlerken, gün boyu
başımdan geçenlere anlam yüklemeye çalışıyordum. Ne kadar sorsam da, belki
hiçbir zaman ‘’neden’’ sorusunun cevabını bulamayacaktım. Nefretimi
pekiştirmişti, babamı yeniden görmek. Sadece kalbimin bir köşesinde kalan
isteğimi gerçekleştirmek memnun etti beni. Küçük bir sarılma…
Eğlenmek istemişti belki biraz. ‘’Bir oğlum
vardı, ne oldu ona acaba?’’ cümlesiyle çıkmıştı yola belki de.
Üzgündüm, Sude’ye
kötü davrandığım için. Şimdi anlıyordum neler yaptığımı. Nasıl haksızlık
ettiğimi ve nasıl kendimi üstün görerek yerin dibine girdiğimi… Hakkım yoktu
onu üzmeye. O beni düşünürken, umursamazlık yapmaya hakkım yoktu. Haklı gibiydi
babam söylediklerinde galiba. Anlıyordum. Bir mermiyle birlikte, kararan
gözlerimle anlamaya başlıyordum. Çok fazla cevapsız soru bırakmıştım ardımda.
Yeni bir başlangıçla silebilirdik hepsini. Bir an önce Sude’mi görmek için yanıp tutuşmaya başlamıştım şimdi de. Ruh halim
darmadağın olmuştu.
Taksicinin yardımıyla 1. katta olan evime
çıkmıştım sonunda. Bacağımı hissetmiyordum artık. Başım fazlasıyla dönmeye
başlamıştı.
Dostça, ‘’Abi istersen bir hastaneye gidelim.
Sonra gelirsin eve.’’ dedi taksici. Arkadaşlarım gibi değildi sanki. Beni
umursamıştı. Bir ‘’piç’’ gibi
davranmıyordu.
‘’Sağ olun hocam. Kendi hayatımdan daha çok
önemli olan bir hayatım olduğunu anladım az önce. Ve artık o hayatlar için
çabalamam gerekiyor. Benim bir önemim yok.’’
‘’Olur mu öyle hiç abi? Dünyaya anlam katan
biz değil miyiz? Her insanın duyguları ve düşünceleri anlam katıyor atan
kalbine. Eğer yaşamamış olsaydın, hiçbir şeyin anlamı kalmayacaktı. Her şeyden
önce en önemlisi sensin. Sonrasında seni önemli kılanlar ise, birlikte
olduklarındır.’’
Kapının önünde, yarı baygın halde dinliyordum
taksiciyi. Doğru diyordu. Kendi arkadaşlarıma gitti birden aklım. Sadece laf
olsun diye konuşurlardı, sadece eğlenmek için bir araya gelirlerdi. Ve onlardan
bir farkım yoktu benim de.
Elini omzuma atıp tekrar bana baktı. Fahişenin
gözlerindeki acıma yoktu. Garipti sadece. ‘’Abi, vazgeçme ailenden. Seni bırakıp
gitmeyecek tek kişi onlardır. Sıcak çayını yudumlarken, evladının sana baba
diyebilmesidir hayat. İzin ver, mutlu etsin seni ailen.’’
İçimden geçenleri okumuştu sanki. Gözlerim
dolarken başımı sallayabildim sadece. Selam verip aşağı indi taksici.
Umarım evdedir.
Koyu kırmızı olan pantolonumda anahtarımı çıkarttım. Nefes almakta zorluk
çekiyordum. Kalbimin delicesine attığını hissettim birden. İçeri girmem
gerekiyordu. Başım dönerken kapı koluna tutunup yere çömeldim. Anahtar elimden
düşüp kaydı. Bir öksürük senfonisi kopuverdi ciğerlerimden. Uykuya dalacaktım. Bedenim
yenik düşecekti. İstemiyordum bunu. Son kalan gücümle, küçük çocukların
yüreklerinde ki umutları toplayarak kapıya birkaç yumruk attım. Ses gelmiyordu.
Dengemi kaybedip sırt üstü düşü verdim. Siyah noktalar çoğalırken, duvarlar
hareket etmeye başlıyordu. Yeniden mi rüya görecektim? Yoksa bir daha rüya
göremeyecek miydim?
Öksürüklerim bitince zorlanarak nefes almaya
çalıştım. Yavaşça her şey kararmaya başlarken uzaklardan gelen bir ses duydum. Evin
kapısı açılıyordu. Başımı zorlayarak kaldırmaya çalışırken, tüm sorular önemini
yitirmişti. Çünkü Sude’mi görecektim.
Biliyordum evdeydi ve şimdi her şey yeniden başlayacaktı. Sadece onunla ve onun
için yaşayacaktım. Çocuğumuz için...
Başımı kaldırıp evin kapısına baktığımda ise
düşüncelerim yerle bir olmuştu. Apartmanda vızıldayan sineklerin seslerini
işitecek kadar sessizdik. Sırtında çuvalıyla, başında maskesiyle bana bakan
hırsızı izliyordum. Afallamıştı. Kendisini toparlayarak yavaşça kapıyı çekti.
Eğildi ve kulağıma fısıldadı, ‘’Kusura bakma. Ev boştu, bende soyayım dedim. Çıplak
bir kadın gibiydi. Dayanamadım sadece.’’ Ve yavaşça merdivenleri inmeye
başladı.
Buna nasıl güç bulduğumu bilmiyordum. Delicesine kahkaha atıyordum sadece. Hiç olmadığım kadar eğlenmeye başlamıştım. Ölüyordum. Siyah noktalar birleşip bütün oluşturmaya başlarken, dünyam fazlasıyla küçülmüştü. Düşünmeye bile mecalim kalmamışken, uyumak için bir melodi seçtim kendime. Beynimin içinde notalar dönüp dururken uykunun kollarına bıraktım kendimi. Apartmanda uzanmış halde, son düşüncemin hatırında uykuya daldım. ‘’Umarım başına bir şey gelmemiştir.’’
Buna nasıl güç bulduğumu bilmiyordum. Delicesine kahkaha atıyordum sadece. Hiç olmadığım kadar eğlenmeye başlamıştım. Ölüyordum. Siyah noktalar birleşip bütün oluşturmaya başlarken, dünyam fazlasıyla küçülmüştü. Düşünmeye bile mecalim kalmamışken, uyumak için bir melodi seçtim kendime. Beynimin içinde notalar dönüp dururken uykunun kollarına bıraktım kendimi. Apartmanda uzanmış halde, son düşüncemin hatırında uykuya daldım. ‘’Umarım başına bir şey gelmemiştir.’’